Ilayda
Yeni Üye
Yapılageliş Nedir ve Sosyal Faktörlerle İlişkisi?
Hepimizin yaşamına etki eden, belki de farkında bile olmadığımız pek çok sosyal norm var. Bunlar, bazen bizim seçimlerimizi, bazen de başkalarının bize yönelik beklentilerini belirliyor. "Yapılageliş" kelimesi, tam olarak bu durumları anlatan bir kavramdır: Toplumun yıllar içinde şekillendirdiği, doğru kabul edilen uygulamalar, davranış biçimleri ve gelenekler. Peki, bu "yapılageliş" sosyal yapılar, eşitsizlikler ve toplumsal normlarla nasıl ilişkilidir? Hakkında pek çok şey söyleyebileceğimiz bu kavramı, toplumsal cinsiyet, ırk ve sınıf gibi sosyal faktörlerle birlikte inceleyelim.
Yapılageliş: Toplumsal Normlar ve Geleneklerin Etkisi
Toplum, bireyleri zamanla belirli bir düzene sokar. Bu düzen, çoğu zaman "doğru" ya da "gereken" olarak kabul edilen davranış biçimlerini içerir. Yapılageliş, aslında bu düzenin sürdürüldüğü, içselleştirildiği bir tür toplumsal mirastır. Örneğin, kadınların ev içindeki rollerine ilişkin “yapılageliş” normlar, kadınların yalnızca bakım veren ve ev işleriyle ilgilenen bireyler olarak görülmesini sürdürür. Bu, tarihsel ve kültürel olarak toplumda pek çok farklı şekilde yerleşmiş bir davranış kalıbıdır.
Ancak, bu normlar sadece kadınlarla sınırlı değildir. Erkeklerin toplumsal rolü de “yapılageliş” tarafından şekillendirilir; güçlü, duygularını ifade etmeyen, "karar veren" kişiler olarak görülmeleri gerektiği sıkça vurgulanır.
Bu tür normlar, zamanla bireylerin kimliklerini ve kendiliklerini inşa etmesine yardımcı olsa da, bir yandan da toplumsal eşitsizliklerin sürmesine zemin hazırlar. Kadınlar ve erkekler arasındaki geleneksel rol farklılıkları, sınıfsal ve ırksal ayrımlar gibi faktörlerle birleştiğinde, güç dengesizliği ve sosyal adaletsizlikler kaçınılmaz olur.
Kadınlar: Yapılagelişin Empatik Etkisi
Kadınların, yapılagelişin etkilerine daha derinlemesine maruz kaldığı görülür. Toplum, kadınların daha fazla duygusal yük taşımasını ve başkalarına hizmet etmeyi bir "doğa" olarak kabul etmiştir. Bu bağlamda, kadınlar genellikle empatik bir bakış açısı geliştirmiştir. Diğerlerinin duygusal ihtiyaçlarına öncelik verme eğiliminde olan kadınlar, toplumsal normlara uyarak toplumun “beklentileri” ile uyumlu bir şekilde büyürler. Ancak bu durum, kadınların kendi arzularını ve sınırlarını ifade etmesini zorlaştırabilir. Yapılageliş, kadınları daha fazla özverili olmaya zorlayarak bazen kendi kimliklerini tanımalarını engelleyebilir.
Ayrıca, toplumsal cinsiyetin etkisi sadece bireysel davranışları değil, aynı zamanda profesyonel ve sosyal yaşamda kadınların karşılaştığı engelleri de şekillendirir. Çalışma hayatında, kadınların genellikle erkeklere oranla daha düşük maaşlar aldığını, terfi etme konusunda daha fazla engelle karşılaştıklarını ve liderlik pozisyonlarında daha az yer aldıklarını görebiliriz. 2019’da yapılan bir araştırma, kadınların yalnızca %25'inin yönetici pozisyonlarında bulunduğunu gösterdi (Catalyst, 2019). Bu, yapılagelişin, kadınların "yönetici" olarak algılanması ve bu rollere girme biçimindeki zorlukları nasıl pekiştirdiğini gösteriyor.
Erkekler: Yapılagelişin Çözüm Odaklı Etkisi
Erkekler, genellikle toplumsal normlar tarafından güçlü, az duygusal, karar verici ve lider olarak şekillendirilirler. "Yapılageliş" erkeklerin nasıl davranması gerektiğine dair de normlar üretir. Erkeklerin duygusal açıklık yerine çözüm odaklı olmasına dair baskılar, bu normların en belirgin örneklerindendir. Bu, erkeklerin genellikle hislerini paylaşmamalarını ve sorunlara yaklaşırken başkalarının duygusal ihtiyaçlarını göz ardı etmelerini beraberinde getirir.
Örneğin, erkeklerin arkadaşlık ilişkilerinde daha az duygusal destek sunmaları, bir yapıyı ve kültürü yansıtır. Birçok erkek, toplumsal cinsiyet normları gereği, duygusal zorlukları yalnız başına halletme eğilimindedir. Bu da, hem kendilerini ifade etme hem de başkalarına karşı empati gösterme becerilerini sınırlayabilir. Yapılageliş, erkeklere çözüm bulmayı, mücadele etmeyi ve “güçlü” olmayı öğretirken, duygusal olmayı ya da başkalarını anlamayı ikinci plana atar. Bu da çoğu zaman onların, çevrelerindeki kişilere karşı duyarsızlaşmalarına yol açabilir.
Ancak, çözüm odaklı yaklaşımın da toplumsal yapıya etkisi vardır. Erkeklerin liderlik pozisyonlarında daha fazla yer alması, çoğunlukla bu stratejik ve çözüm odaklı yaklaşımdan kaynaklanır. Ancak, bu pozisyonlar bazen kadınları dışlayıcı bir şekilde, yalnızca "çözüm üreten" bireyler olarak tanımlar. Çalışma dünyasında, kadınların duygusal zekasına ve empatik yaklaşımlarına yer verilmiyor olabilirken, erkeklerin stratejik becerileri “doğal” bir liderlik yeteneği olarak görülüyor.
Irk ve Sınıf Faktörlerinin Yapılageliş Üzerindeki Etkisi
Yapılagelişin etkileri yalnızca toplumsal cinsiyetle sınırlı değildir; ırk ve sınıf da önemli faktörlerdir. Örneğin, toplumda çoğunluk olarak beyaz, üst sınıf bireylerin ön planda olması, yapısal ırkçılığı ve sınıf ayrımcılığını pekiştirebilir. Siyah ve Latinx toplulukları, genellikle toplumsal normlar ve "yapılageliş" tarafından dışlanmış ve marjinalize edilmiştir. Bu, eğitimde, iş hayatında ve diğer sosyal alanlarda eşitsiz fırsatlara yol açmaktadır.
Sınıf ayrımları da aynı şekilde, bireylerin nasıl algılandığını ve nasıl davranmaları gerektiğini etkiler. Üst sınıftan gelen bir birey, toplumda farklı şekilde karşılanabilirken, alt sınıf bireylerine yönelik daha fazla stereotip ve önyargı olabilir. Yapılageliş, sosyal sınıf farklarını daha görünür hale getirirken, bu farkların eşitlikçi bir toplumda çözülmesi gereken sorunlar olduğunu göz ardı edebilir.
Sonuç: Yapılagelişi Kırmak ve Eşitlik Mücadelesi
Yapılageliş, toplumsal yapıları pekiştiren ve eşitsizlikleri sürdüren bir mekanizmadır. Toplumsal cinsiyet, ırk ve sınıf gibi faktörlerle birleşerek, insanların toplumda nasıl kabul edildiğini ve nasıl davranmaları gerektiğini belirler. Ancak bu normların değişmesi, toplumsal eşitsizlikleri ortadan kaldırmak için çok önemlidir. Kadınlar ve erkekler, duygusal zekalarını geliştirerek, birbirlerinin deneyimlerini anlamaya çalışarak bu yapıyı değiştirebilirler. Irk ve sınıf temelli eşitsizliklerin giderilmesi için de toplumun daha kapsayıcı ve adil bir yapıya kavuşması gerekmektedir.
Sizce, bu toplumsal normların aşılması için hangi adımlar atılmalıdır? Yapılagelişi değiştirebilmek için ne gibi çözümler önerirsiniz?
Hepimizin yaşamına etki eden, belki de farkında bile olmadığımız pek çok sosyal norm var. Bunlar, bazen bizim seçimlerimizi, bazen de başkalarının bize yönelik beklentilerini belirliyor. "Yapılageliş" kelimesi, tam olarak bu durumları anlatan bir kavramdır: Toplumun yıllar içinde şekillendirdiği, doğru kabul edilen uygulamalar, davranış biçimleri ve gelenekler. Peki, bu "yapılageliş" sosyal yapılar, eşitsizlikler ve toplumsal normlarla nasıl ilişkilidir? Hakkında pek çok şey söyleyebileceğimiz bu kavramı, toplumsal cinsiyet, ırk ve sınıf gibi sosyal faktörlerle birlikte inceleyelim.
Yapılageliş: Toplumsal Normlar ve Geleneklerin Etkisi
Toplum, bireyleri zamanla belirli bir düzene sokar. Bu düzen, çoğu zaman "doğru" ya da "gereken" olarak kabul edilen davranış biçimlerini içerir. Yapılageliş, aslında bu düzenin sürdürüldüğü, içselleştirildiği bir tür toplumsal mirastır. Örneğin, kadınların ev içindeki rollerine ilişkin “yapılageliş” normlar, kadınların yalnızca bakım veren ve ev işleriyle ilgilenen bireyler olarak görülmesini sürdürür. Bu, tarihsel ve kültürel olarak toplumda pek çok farklı şekilde yerleşmiş bir davranış kalıbıdır.
Ancak, bu normlar sadece kadınlarla sınırlı değildir. Erkeklerin toplumsal rolü de “yapılageliş” tarafından şekillendirilir; güçlü, duygularını ifade etmeyen, "karar veren" kişiler olarak görülmeleri gerektiği sıkça vurgulanır.
Bu tür normlar, zamanla bireylerin kimliklerini ve kendiliklerini inşa etmesine yardımcı olsa da, bir yandan da toplumsal eşitsizliklerin sürmesine zemin hazırlar. Kadınlar ve erkekler arasındaki geleneksel rol farklılıkları, sınıfsal ve ırksal ayrımlar gibi faktörlerle birleştiğinde, güç dengesizliği ve sosyal adaletsizlikler kaçınılmaz olur.
Kadınlar: Yapılagelişin Empatik Etkisi
Kadınların, yapılagelişin etkilerine daha derinlemesine maruz kaldığı görülür. Toplum, kadınların daha fazla duygusal yük taşımasını ve başkalarına hizmet etmeyi bir "doğa" olarak kabul etmiştir. Bu bağlamda, kadınlar genellikle empatik bir bakış açısı geliştirmiştir. Diğerlerinin duygusal ihtiyaçlarına öncelik verme eğiliminde olan kadınlar, toplumsal normlara uyarak toplumun “beklentileri” ile uyumlu bir şekilde büyürler. Ancak bu durum, kadınların kendi arzularını ve sınırlarını ifade etmesini zorlaştırabilir. Yapılageliş, kadınları daha fazla özverili olmaya zorlayarak bazen kendi kimliklerini tanımalarını engelleyebilir.
Ayrıca, toplumsal cinsiyetin etkisi sadece bireysel davranışları değil, aynı zamanda profesyonel ve sosyal yaşamda kadınların karşılaştığı engelleri de şekillendirir. Çalışma hayatında, kadınların genellikle erkeklere oranla daha düşük maaşlar aldığını, terfi etme konusunda daha fazla engelle karşılaştıklarını ve liderlik pozisyonlarında daha az yer aldıklarını görebiliriz. 2019’da yapılan bir araştırma, kadınların yalnızca %25'inin yönetici pozisyonlarında bulunduğunu gösterdi (Catalyst, 2019). Bu, yapılagelişin, kadınların "yönetici" olarak algılanması ve bu rollere girme biçimindeki zorlukları nasıl pekiştirdiğini gösteriyor.
Erkekler: Yapılagelişin Çözüm Odaklı Etkisi
Erkekler, genellikle toplumsal normlar tarafından güçlü, az duygusal, karar verici ve lider olarak şekillendirilirler. "Yapılageliş" erkeklerin nasıl davranması gerektiğine dair de normlar üretir. Erkeklerin duygusal açıklık yerine çözüm odaklı olmasına dair baskılar, bu normların en belirgin örneklerindendir. Bu, erkeklerin genellikle hislerini paylaşmamalarını ve sorunlara yaklaşırken başkalarının duygusal ihtiyaçlarını göz ardı etmelerini beraberinde getirir.
Örneğin, erkeklerin arkadaşlık ilişkilerinde daha az duygusal destek sunmaları, bir yapıyı ve kültürü yansıtır. Birçok erkek, toplumsal cinsiyet normları gereği, duygusal zorlukları yalnız başına halletme eğilimindedir. Bu da, hem kendilerini ifade etme hem de başkalarına karşı empati gösterme becerilerini sınırlayabilir. Yapılageliş, erkeklere çözüm bulmayı, mücadele etmeyi ve “güçlü” olmayı öğretirken, duygusal olmayı ya da başkalarını anlamayı ikinci plana atar. Bu da çoğu zaman onların, çevrelerindeki kişilere karşı duyarsızlaşmalarına yol açabilir.
Ancak, çözüm odaklı yaklaşımın da toplumsal yapıya etkisi vardır. Erkeklerin liderlik pozisyonlarında daha fazla yer alması, çoğunlukla bu stratejik ve çözüm odaklı yaklaşımdan kaynaklanır. Ancak, bu pozisyonlar bazen kadınları dışlayıcı bir şekilde, yalnızca "çözüm üreten" bireyler olarak tanımlar. Çalışma dünyasında, kadınların duygusal zekasına ve empatik yaklaşımlarına yer verilmiyor olabilirken, erkeklerin stratejik becerileri “doğal” bir liderlik yeteneği olarak görülüyor.
Irk ve Sınıf Faktörlerinin Yapılageliş Üzerindeki Etkisi
Yapılagelişin etkileri yalnızca toplumsal cinsiyetle sınırlı değildir; ırk ve sınıf da önemli faktörlerdir. Örneğin, toplumda çoğunluk olarak beyaz, üst sınıf bireylerin ön planda olması, yapısal ırkçılığı ve sınıf ayrımcılığını pekiştirebilir. Siyah ve Latinx toplulukları, genellikle toplumsal normlar ve "yapılageliş" tarafından dışlanmış ve marjinalize edilmiştir. Bu, eğitimde, iş hayatında ve diğer sosyal alanlarda eşitsiz fırsatlara yol açmaktadır.
Sınıf ayrımları da aynı şekilde, bireylerin nasıl algılandığını ve nasıl davranmaları gerektiğini etkiler. Üst sınıftan gelen bir birey, toplumda farklı şekilde karşılanabilirken, alt sınıf bireylerine yönelik daha fazla stereotip ve önyargı olabilir. Yapılageliş, sosyal sınıf farklarını daha görünür hale getirirken, bu farkların eşitlikçi bir toplumda çözülmesi gereken sorunlar olduğunu göz ardı edebilir.
Sonuç: Yapılagelişi Kırmak ve Eşitlik Mücadelesi
Yapılageliş, toplumsal yapıları pekiştiren ve eşitsizlikleri sürdüren bir mekanizmadır. Toplumsal cinsiyet, ırk ve sınıf gibi faktörlerle birleşerek, insanların toplumda nasıl kabul edildiğini ve nasıl davranmaları gerektiğini belirler. Ancak bu normların değişmesi, toplumsal eşitsizlikleri ortadan kaldırmak için çok önemlidir. Kadınlar ve erkekler, duygusal zekalarını geliştirerek, birbirlerinin deneyimlerini anlamaya çalışarak bu yapıyı değiştirebilirler. Irk ve sınıf temelli eşitsizliklerin giderilmesi için de toplumun daha kapsayıcı ve adil bir yapıya kavuşması gerekmektedir.
Sizce, bu toplumsal normların aşılması için hangi adımlar atılmalıdır? Yapılagelişi değiştirebilmek için ne gibi çözümler önerirsiniz?