Dün seni sevdim bugünde seviyorum kimin şiiri ?

Hizli

Yeni Üye
[HEADING=1]“Dün Seni Sevdim, Bugün de Seviyorum” Sözü Kimin? Bilimsel Açıdan Aşk, Bağlanma ve Zamana Yayılan Sevgi[/HEADING][HEADING=1]1. Sözün Sahibi: Nâzım Hikmet[/HEADING]
Bazı cümleler vardır; insan onları okuduğunda yalnızca bir şairin sesini duymaz, kendi geçmişinden bir parçayı da hatırlar. Bilimsel açıdan aşkı, insan davranışlarını ve duygusal bağları araştırmaya ilgi duyan biri olarak bu sözün neden bu kadar etkileyici olduğunu incelemeyi değerli buluyorum. Çünkü birkaç kelimeyle geçmişi, bugünü ve geleceği bir araya getiren sevgi ifadesi, yalnızca edebî bir anlatım değil, aynı zamanda insanın bağlanma biçimleri üzerine düşünmeye açılan bir kapıdır.

Sıkça paylaşılan sözün yaygın biçimi şöyledir:

“Dün seni sevdim, bugün de seviyorum, öbür gün borcum olsun. Yaşarsam söz, yine seni seveceğim.”

Bu söz, yaygın olarak Türk şairi Nâzım Hikmet ile ilişkilendirilmektedir. Çevrim içi şiir ve alıntı platformlarında da bu atıfla karşılaşılmaktadır. 1000Kitap+2 Bununla birlikte, sosyal medyada bir şiirin çok sayıda kişi tarafından aynı şaire atfedilmesi, tek başına kesin bibliyografik kanıt sayılmaz. Eserin ilk yayımlandığı kaynak, güvenilir bir toplu şiirler baskısı ve varsa şiirin özgün bağlamı incelenmeden kesin bir eser künyesi vermek doğru değildir.

Buradaki asıl dikkat çekici nokta, sözün kime ait olduğu sorusunun ötesinde, neden bu kadar güçlü bir duygusal karşılık bulduğudur. Bir insanın dün sevdiğini, bugün de sevdiğini ve yarın da sevmeyi umduğunu söylemesi, aşkı geçici bir heyecandan ziyade zaman içinde devam eden bir bağlılık olarak sunar. Peki insan zihni süreklilik vadeden bir sevgiyi neden bu kadar anlamlı bulur? Bu soruya psikoloji, sosyal bilimler ve nörobilim açısından yaklaşabiliriz.
[HEADING=1]2. Araştırma Konusu ve Bilimsel Yöntem: Aşk Nasıl İncelenir?[/HEADING]
Aşk, doğrudan bir cetvelle ölçülebilecek basit bir değişken değildir. Bununla birlikte psikoloji araştırmaları, romantik ilişkilerin farklı yönlerini ölçülebilir kavramlara ayırarak inceleyebilir. Bağlanma güvenliği, ilişki doyumu, algılanan destek, güven, çatışma çözme biçimleri ve ilişkiye bağlılık bu kavramlardan bazılarıdır.

Bu yazının yaklaşımı, şiirsel ifadeyi bilimsel bir hipotez gibi ele alıp doğrudan doğrulamaya çalışmak değil; sözün çağrıştırdığı sevgi sürekliliğini, hakemli araştırmalarda incelenmiş psikolojik süreçlerle karşılaştırmaktır.

Araştırmalarda kullanılan başlıca yöntemler şunlardır:

- Boylamsal araştırmalar: Aynı kişileri veya çiftleri aylar ya da yıllar boyunca izleyerek ilişkilerin zaman içindeki değişimini inceler.

- Kesitsel araştırmalar: Belirli bir zamanda farklı bireylerden veri toplayarak değişkenler arasındaki ilişkileri değerlendirir.

- Deneysel çalışmalar: Belirli bir uyaranın veya davranışın etkisini kontrollü koşullarda incelemeye çalışır.

- Nitel araştırmalar: Görüşmeler, anlatılar ve gözlemler üzerinden insanların sevgiye, sadakate ve bağlılığa yüklediği anlamları araştırır.

- Meta-analizler: Birden fazla araştırmanın sonuçlarını istatistiksel yöntemlerle birleştirerek genel eğilimleri değerlendirir.

Bu yöntemlerin her birinin sınırları vardır. Örneğin, bir ankette sevgisini yüksek düzeyde bildiren kişilerin daha mutlu ilişkilere sahip olması, sevgi ifadesinin mutluluğa tek başına neden olduğunu kanıtlamaz. İlişkinin güvenli olması, ekonomik koşullar, ruhsal durum ve karşılıklı destek gibi başka değişkenler de sonuçları etkileyebilir.

Dolayısıyla bilimsel bir yaklaşım, şiirin duygusal değerini küçümsemez; şiirsel anlam ile ölçülebilir psikolojik olgular arasındaki farkı korur.
[HEADING=1]3. Dün, Bugün ve Yarın: Sevginin Zamansal Boyutu[/HEADING]
Sözün üç zaman dilimi üzerinden kurulması tesadüfi bir edebî tercih olarak okunabilir. “Dün” geçmişte yaşanan duyguları, “bugün” mevcut bağlılığı, “öbür gün” ise geleceğe ilişkin beklentiyi temsil eder. Bu üçlü yapı, psikolojide kişinin geçmiş deneyimleriyle bugünkü değerlendirmeleri ve geleceğe ilişkin beklentileri arasındaki ilişkiyi inceleyen yaklaşımlarla birlikte düşünülebilir.

Geçmişte yaşanan bir sevgi deneyimi, kişinin bugün ilişkisinden ne beklediğini etkileyebilir. Birlikte geçirilen güzel zamanlar güveni güçlendirebilir; hayal kırıklıkları ise yeni yakınlıkların kurulmasını zorlaştırabilir. Ancak geçmişte sevmiş olmak, bugün de aynı yoğunlukta sevildiğinin veya sevildiğinin karşılıklı olduğunun kanıtı değildir. Duygular zaman içinde değişebilir ve ilişkinin devamı iki tarafın deneyimlerine bağlıdır.

Bu noktada Bühler ve Orth'un 2022 yılında Psychological Science dergisinde yayımlanan meta-analizi önemli bir bilimsel dayanak sunar. Araştırmacılar, romantik ilişki doyumunun zaman içindeki göreli istikrarını inceleyen 148 örneklemden toplam 153.396 katılımcının verilerini bir araya getirmiştir. PubMed

Meta-analiz, farklı araştırmalardaki sonuçları ortak bir istatistiksel çerçevede değerlendirmeye olanak verir. Böylece yalnızca tek bir çiftin veya tek bir araştırmanın deneyimine dayanmak yerine, geniş bir veri kümesindeki genel örüntüler incelenebilir. Bununla birlikte, ilişki doyumunun zaman içindeki istikrarı, herkesin aynı kişiyi ömür boyu aynı yoğunlukta seveceği anlamına gelmez.

Şiirdeki geleceğe dönük vaat de bu açıdan ilginçtir. Gelecekte sevmeye devam edeceğini söylemek, mevcut duyguyu bir niyete dönüştürür. Ancak niyet ile gerçekleşen davranış aynı şey değildir. Bir insanın sevgisini sürdürebilmesi; iletişim becerilerine, yaşam koşullarına, karşılıklı güvene, kişisel gelişime ve ilişkinin sağlıklı olup olmamasına bağlı olabilir.

Bu nedenle sözün bilimsel açıdan en anlamlı yorumu, sevginin değişmeden kalacağı iddiasından ziyade, sevginin zaman içinde yeniden seçilmesi ve davranışlarla desteklenmesi fikridir.
[HEADING=1]4. Bağlanma Kuramı: Bir İnsanı Sevmek Neden Güvenle İlişkilidir?[/HEADING]
Romantik ilişkilerin sürekliliğini açıklamak için başvurulan önemli yaklaşımlardan biri bağlanma kuramıdır. John Bowlby'nin çalışmalarıyla temelleri atılan ve yetişkin romantik ilişkilerine uyarlanan bu yaklaşım, yakınlık kurma, ayrılık karşısında verilen tepkiler ve duygusal güven gibi süreçleri inceler.

Yetişkin romantik bağlanması araştırmalarında genellikle iki boyut öne çıkar:

- Bağlanma kaygısı: Terk edilme, sevilmeme veya partnerin uzaklaşması konusunda yoğun endişe duyma eğilimi.

- Bağlanmadan kaçınma: Başkalarına güvenmekte, duygusal yakınlık kurmakta veya ihtiyaçlarını paylaşmakta zorlanma eğilimi.

Hadden, Smith ve Webster'ın 2013 yılında yayımlanan meta-analizi, bağlanma boyutları ile ilişki doyumu ve bağlılık arasındaki ilişkilerin zamanla nasıl değişebildiğini incelemiştir. Bulgular, güvensiz bağlanma örüntüleri ile ilişki doyumu ve bağlılık arasındaki olumsuz ilişkilerin daha uzun süreli ilişkilerde daha belirgin olabildiğine ilişkin destek sunmuştur. PubMed

Burada önemli bir ayrım vardır: Bu sonuçlar, kaygılı veya kaçınan bağlanma özelliklerine sahip kişilerin sevemeyeceği anlamına gelmez. İnsanların ilişki deneyimleri değişebilir; güvenli iletişim, karşılıklı anlayış ve gerektiğinde profesyonel destek, ilişki içindeki davranışların gelişmesine katkıda bulunabilir.

Şiirdeki “bugün de seviyorum” ifadesi, güvenli bağlanma açısından şöyle yorumlanabilir: Sevginin varlığını yalnızca geçmişteki anılara dayandırmamak, bugünkü ilişkide de yakınlık ve güven kurmaya devam etmek.

Fakat sağlıklı bağlılık ile ne pahasına olursa olsun ilişkide kalmak aynı şey değildir. Sevginin sürekliliği, kişinin sınırlarını yok saymasını veya zarar verici davranışlara katlanmasını gerektirmez. Güvenli bir ilişkide bağlılık, karşılıklı saygı ve özgür iradeyle birlikte bulunur.
 
Üst