Hizli
Yeni Üye
Panik Bozukluk İyileşir mi? Korkunun Hayatı Yönetmesini Yeniden Durdurmak Mümkün mü?
Bir süredir panik bozukluk hakkında okuyan biri olarak en çok dikkatimi çeken şey şu oldu: Bu rahatsızlığı yaşayan insanların büyük kısmı aslında yalnızca “Panik atağım geçer mi?” diye sormuyor. Daha derindeki soru genellikle “Eski hayatıma dönebilecek miyim?” oluyor.
Çünkü panik atağın kendisi birkaç dakika içinde başlayıp sona erebilirken, insanın zihninde bıraktığı iz çok daha uzun sürebiliyor. Kalp çarpıntısı, nefes alamama hissi, göğüste sıkışma, baş dönmesi, titreme, gerçekdışılık hissi veya “şimdi kötü bir şey olacak” düşüncesi bir kez çok yoğun yaşandığında kişi sonraki günlerde bedenini sürekli kontrol etmeye başlayabiliyor. Kalp biraz hızlı atsa “Yine mi başlıyor?”, başı biraz dönse “Ya bu sefer bayılırsam?” düşüncesi ortaya çıkabiliyor.
İşte panik bozukluğu sıradan bir korku deneyiminden ayıran önemli noktalardan biri de burada ortaya çıkıyor: Sorun yalnızca panik atağın kendisi değil, kişinin bir sonraki atağı beklemeye başlaması ve hayatını buna göre düzenlemesi.
Peki gerçekten iyileşmek mümkün mü?
Mevcut bilimsel bilgiler, evet, panik bozukluğun etkili biçimde tedavi edilebildiğini ve birçok kişinin belirgin iyileşme yaşayabildiğini gösteriyor. Ancak “iyileşme” kelimesini doğru anlamak önemli. Bazı kişilerde belirtiler tamamen ortadan kalkarken bazı kişilerde uzun süreli düzelme sağlanıyor, bazı kişilerde ise zaman zaman belirtiler geri dönebiliyor. Dolayısıyla hedef yalnızca hiç panik yaşamamak değil; panik hissi geldiğinde onun hayatı yönetmesine izin vermemeyi öğrenmek de olabiliyor. Zihinsel Sağlık Enstitüsü+1
Panik Bozukluğun Tarihi: İnsanlar Yüzyıllardır Bu Korkuyu Yaşıyor
Panik bozukluğun yeni ortaya çıkmış modern bir hastalık olduğunu düşünmek oldukça yanıltıcı. İnsanların ani korku, çarpıntı, nefes darlığı ve ölüm korkusu gibi deneyimleri çok daha eski dönemlere kadar uzanıyor.
Antik Yunan ve Roma dönemlerinde bile yoğun kaygı durumları tıbbi ve felsefi metinlerde ele alınmıştı. Bazı Stoacı ve Epikürcü düşünürlerin kaygıyla başa çıkmak için önerdiği zihinsel yaklaşımların günümüzdeki bilişsel psikoloji yöntemlerini andırması da oldukça ilginç. Yani insanın “Aklımdan geçen düşünce gerçekten doğru mu?” veya “Bu korkuya nasıl farklı yaklaşabilirim?” sorularını sorması aslında yeni bir fikir değil. PMC+1
19. yüzyılda “anksiyete nevrozu” gibi kavramlar kullanılmaya başladı. Sigmund Freud 1890'larda anksiyete nevrozunu tanımlarken günümüzde panik atağa benzeyen ani kaygı nöbetlerinden de söz etmişti. Ancak o dönemde bugünkü anlamıyla panik bozukluk diye ayrı bir tanı bulunmuyordu. PubMed
Asıl büyük değişim 1980'de yayımlanan DSM-III ile geldi. Daha önce tek bir çatı altında değerlendirilen “anksiyete nevrozu” kavramı panik bozukluk ve yaygın anksiyete bozukluğu gibi daha belirgin kategorilere ayrıldı. Bu ayrımın ortaya çıkmasında ilaç tedavilerine verilen farklı yanıtların da etkisi vardı. PMC+1
Bence bu tarihsel gelişim bize önemli bir şey söylüyor: Bir hastalığın adının ve sınıflandırmasının zaman içinde değişmesi, yaşanan sıkıntının gerçek olmadığı anlamına gelmez. Bilim bazen hastalığı değiştirmez; hastalığı tanımlama biçimini geliştirir.
“Panik Atağım Var” ile “Panik Bozukluğum Var” Aynı Şey Değil
Bu ayrım forumlarda sık sık gözden kaçıyor.
Bir insan hayatında bir veya birkaç kez panik atak yaşayabilir. Yoğun stres, bazı maddeler, fiziksel rahatsızlıklar veya başka psikolojik sorunlar sırasında panik benzeri belirtiler ortaya çıkabilir.
Panik bozuklukta ise mesele tekrarlayan panik atakların yanında, kişinin yeni bir atağın geleceğine ilişkin sürekli kaygı yaşaması ve bunun davranışlarını değiştirmesidir.
Örneğin kişi:
- toplu taşımaya binmemeye,
- yalnız dışarı çıkmamaya,
- alışveriş merkezlerinden uzak durmaya,
- kalabalık ortamlardan kaçınmaya,
- uzun yolculuk yapmamaya,
- evden uzaklaşmamaya
başlayabilir.
Burada hastalığın asıl ağırlığı ortaya çıkıyor. Bir süre sonra insan “Panik atak geçiriyorum” demekten çok “Panik atak geçirirsem ne yaparım?” sorusuyla yaşamaya başlayabiliyor.
NIMH de panik bozukluğun agorafobiyle birlikte görülebileceğini ve kişinin kaçışın veya yardım almanın zor olacağını düşündüğü yerlerden kaçınmaya başlayabileceğini belirtiyor. Zihinsel Sağlık Enstitüsü
Peki Gerçekten İyileşme Oluyor mu?
Bence bu konudaki en umut verici nokta, panik bozukluğun tedavi seçenekleri konusunda oldukça geniş bir bilimsel birikim bulunması.
NICE'ın yetişkinlerde panik bozukluk için hazırladığı kılavuzda psikolojik tedavi, ilaç tedavisi ve bazı kendi kendine yardım yaklaşımlarının etkili olabildiği belirtiliyor. Özellikle bilişsel davranışçı terapi (BDT), panik bozukluk tedavisinde temel psikoterapi seçeneklerinden biri olarak öne çıkıyor. Nice+1
NIMH de BDT'nin panik bozuklukta yaygın olarak kullanılan ve araştırmalarla desteklenen bir yaklaşım olduğunu belirtiyor. BDT'nin önemli taraflarından biri, kişiye yalnızca “sakinleşmesini” söylememesi. Kişinin panik belirtilerini nasıl yorumladığını ve bu belirtilere nasıl tepki verdiğini çalışıyor. Zihinsel Sağlık Enstitüsü
Örneğin kalbin hızlı atması tek başına tehlikeli bir olay olmayabilir. Fakat kişi bunu “Kalbim çok hızlı atıyor → kesin kalp krizi geçiriyorum → birazdan öleceğim” şeklinde yorumlarsa korku daha da büyüyebilir.
Kalp daha hızlı atar.
Nefes değişir.
Baş dönebilir.
Korku yükselir.
Ve kişi “Gördün mü, gerçekten kötü bir şey oluyor” diye düşünür.
Böylece bir kısır döngü oluşabilir.
BDT'nin önemli katkılarından biri, bu döngüyü fark ettirmektir.
İnteroseptif Maruz Bırakma Neden Bu Kadar İlginç?
Panik bozukluk tedavisinde beni özellikle ilginç bulan konu, “bedensel duyumlara maruz bırakma” olarak çevrilebilecek interoseptif maruz bırakma yaklaşımı.
Buradaki fikir kabaca şudur: İnsan bazen korktuğu bedensel duyumların kendisinden korkmaya başlar. Tedavide, uzman gözetiminde ve uygun yöntemlerle, bu duyumlarla güvenli biçimde karşılaşılması ve kişinin “Bu duyum geldiğinde mutlaka felaket olacak” beklentisini yeniden değerlendirmesi hedeflenebilir.
2018'de yayımlanan kapsamlı bir sistematik inceleme ve bileşen ağ meta-analizinde 72 çalışma ve 4.064 katılımcı incelendi. Araştırmada interoseptif maruz bırakmanın etkili BDT bileşenleri arasında öne çıktığı bildirildi. PubMed
Burada çok önemli bir ayrıntı var: Bu, kişinin kendi kendine “Bende panik var, o halde kendimi zorlayayım” demesi gerektiği anlamına gelmiyor. Özellikle göğüs ağrısı, bayılma, nefes darlığı gibi belirtilerin ilk kez veya farklı biçimde ortaya çıktığı durumlarda fiziksel nedenlerin değerlendirilmesi gerekiyor.
Panik belirtilerinin bazı ciddi fiziksel durumlarla benzerlik gösterebilmesi nedeniyle tanı sürecinde tıbbi değerlendirme önem taşıyor. NICE da panik atağı ile başvuran kişilerde akut fiziksel sorunların dışlanmasına yönelik gerekli değerlendirmelerin yapılmasını öneriyor. Nice
İlaç Tedavisi Nerede Devreye Giriyor?
Panik bozukluk tedavisinde psikoterapinin yanında ilaçlar da kullanılabiliyor. Özellikle SSRI ve SNRI grubu antidepresanlar tedavide kullanılan seçenekler arasında. NIMH, bu ilaçların etkilerinin ortaya çıkmasının birkaç hafta sürebileceğini ve başlangıçta bazı yan etkiler görülebileceğini belirtiyor. Zihinsel Sağlık Enstitüsü+1
Benzodiazepinler ise daha hızlı rahatlama sağlayabilse de tolerans ve bağımlılık gibi sorunlar nedeniyle uzun süreli kullanım açısından dikkat gerektiriyor. NICE'ın panik bozukluk kılavuzu benzodiazepinlerin uzun vadeli sonuçlarının daha olumsuz olması nedeniyle panik bozukluğun tedavisi için önerilmemesi gerektiğini belirtiyor. Nice
Burada “ilaç mı terapi mi?” tartışmasını biraz yapay buluyorum. Çünkü insanların tedaviye verdiği yanıt aynı değil.
Bir kişinin geçmiş tedavileri, başka hastalıkları, kullandığı ilaçlar, yaşam koşulları, tedaviye erişimi ve kişisel tercihleri farklı olabilir. Bu yüzden “Herkes kesinlikle ilaç kullanmalı” veya “İlaç kullanmak gereksiz” gibi iki uç yaklaşım bilimsel açıdan sağlıklı değil.
Bir süredir panik bozukluk hakkında okuyan biri olarak en çok dikkatimi çeken şey şu oldu: Bu rahatsızlığı yaşayan insanların büyük kısmı aslında yalnızca “Panik atağım geçer mi?” diye sormuyor. Daha derindeki soru genellikle “Eski hayatıma dönebilecek miyim?” oluyor.
Çünkü panik atağın kendisi birkaç dakika içinde başlayıp sona erebilirken, insanın zihninde bıraktığı iz çok daha uzun sürebiliyor. Kalp çarpıntısı, nefes alamama hissi, göğüste sıkışma, baş dönmesi, titreme, gerçekdışılık hissi veya “şimdi kötü bir şey olacak” düşüncesi bir kez çok yoğun yaşandığında kişi sonraki günlerde bedenini sürekli kontrol etmeye başlayabiliyor. Kalp biraz hızlı atsa “Yine mi başlıyor?”, başı biraz dönse “Ya bu sefer bayılırsam?” düşüncesi ortaya çıkabiliyor.
İşte panik bozukluğu sıradan bir korku deneyiminden ayıran önemli noktalardan biri de burada ortaya çıkıyor: Sorun yalnızca panik atağın kendisi değil, kişinin bir sonraki atağı beklemeye başlaması ve hayatını buna göre düzenlemesi.
Peki gerçekten iyileşmek mümkün mü?
Mevcut bilimsel bilgiler, evet, panik bozukluğun etkili biçimde tedavi edilebildiğini ve birçok kişinin belirgin iyileşme yaşayabildiğini gösteriyor. Ancak “iyileşme” kelimesini doğru anlamak önemli. Bazı kişilerde belirtiler tamamen ortadan kalkarken bazı kişilerde uzun süreli düzelme sağlanıyor, bazı kişilerde ise zaman zaman belirtiler geri dönebiliyor. Dolayısıyla hedef yalnızca hiç panik yaşamamak değil; panik hissi geldiğinde onun hayatı yönetmesine izin vermemeyi öğrenmek de olabiliyor. Zihinsel Sağlık Enstitüsü+1
Panik Bozukluğun Tarihi: İnsanlar Yüzyıllardır Bu Korkuyu Yaşıyor
Panik bozukluğun yeni ortaya çıkmış modern bir hastalık olduğunu düşünmek oldukça yanıltıcı. İnsanların ani korku, çarpıntı, nefes darlığı ve ölüm korkusu gibi deneyimleri çok daha eski dönemlere kadar uzanıyor.
Antik Yunan ve Roma dönemlerinde bile yoğun kaygı durumları tıbbi ve felsefi metinlerde ele alınmıştı. Bazı Stoacı ve Epikürcü düşünürlerin kaygıyla başa çıkmak için önerdiği zihinsel yaklaşımların günümüzdeki bilişsel psikoloji yöntemlerini andırması da oldukça ilginç. Yani insanın “Aklımdan geçen düşünce gerçekten doğru mu?” veya “Bu korkuya nasıl farklı yaklaşabilirim?” sorularını sorması aslında yeni bir fikir değil. PMC+1
19. yüzyılda “anksiyete nevrozu” gibi kavramlar kullanılmaya başladı. Sigmund Freud 1890'larda anksiyete nevrozunu tanımlarken günümüzde panik atağa benzeyen ani kaygı nöbetlerinden de söz etmişti. Ancak o dönemde bugünkü anlamıyla panik bozukluk diye ayrı bir tanı bulunmuyordu. PubMed
Asıl büyük değişim 1980'de yayımlanan DSM-III ile geldi. Daha önce tek bir çatı altında değerlendirilen “anksiyete nevrozu” kavramı panik bozukluk ve yaygın anksiyete bozukluğu gibi daha belirgin kategorilere ayrıldı. Bu ayrımın ortaya çıkmasında ilaç tedavilerine verilen farklı yanıtların da etkisi vardı. PMC+1
Bence bu tarihsel gelişim bize önemli bir şey söylüyor: Bir hastalığın adının ve sınıflandırmasının zaman içinde değişmesi, yaşanan sıkıntının gerçek olmadığı anlamına gelmez. Bilim bazen hastalığı değiştirmez; hastalığı tanımlama biçimini geliştirir.
“Panik Atağım Var” ile “Panik Bozukluğum Var” Aynı Şey Değil
Bu ayrım forumlarda sık sık gözden kaçıyor.
Bir insan hayatında bir veya birkaç kez panik atak yaşayabilir. Yoğun stres, bazı maddeler, fiziksel rahatsızlıklar veya başka psikolojik sorunlar sırasında panik benzeri belirtiler ortaya çıkabilir.
Panik bozuklukta ise mesele tekrarlayan panik atakların yanında, kişinin yeni bir atağın geleceğine ilişkin sürekli kaygı yaşaması ve bunun davranışlarını değiştirmesidir.
Örneğin kişi:
- toplu taşımaya binmemeye,
- yalnız dışarı çıkmamaya,
- alışveriş merkezlerinden uzak durmaya,
- kalabalık ortamlardan kaçınmaya,
- uzun yolculuk yapmamaya,
- evden uzaklaşmamaya
başlayabilir.
Burada hastalığın asıl ağırlığı ortaya çıkıyor. Bir süre sonra insan “Panik atak geçiriyorum” demekten çok “Panik atak geçirirsem ne yaparım?” sorusuyla yaşamaya başlayabiliyor.
NIMH de panik bozukluğun agorafobiyle birlikte görülebileceğini ve kişinin kaçışın veya yardım almanın zor olacağını düşündüğü yerlerden kaçınmaya başlayabileceğini belirtiyor. Zihinsel Sağlık Enstitüsü
Peki Gerçekten İyileşme Oluyor mu?
Bence bu konudaki en umut verici nokta, panik bozukluğun tedavi seçenekleri konusunda oldukça geniş bir bilimsel birikim bulunması.
NICE'ın yetişkinlerde panik bozukluk için hazırladığı kılavuzda psikolojik tedavi, ilaç tedavisi ve bazı kendi kendine yardım yaklaşımlarının etkili olabildiği belirtiliyor. Özellikle bilişsel davranışçı terapi (BDT), panik bozukluk tedavisinde temel psikoterapi seçeneklerinden biri olarak öne çıkıyor. Nice+1
NIMH de BDT'nin panik bozuklukta yaygın olarak kullanılan ve araştırmalarla desteklenen bir yaklaşım olduğunu belirtiyor. BDT'nin önemli taraflarından biri, kişiye yalnızca “sakinleşmesini” söylememesi. Kişinin panik belirtilerini nasıl yorumladığını ve bu belirtilere nasıl tepki verdiğini çalışıyor. Zihinsel Sağlık Enstitüsü
Örneğin kalbin hızlı atması tek başına tehlikeli bir olay olmayabilir. Fakat kişi bunu “Kalbim çok hızlı atıyor → kesin kalp krizi geçiriyorum → birazdan öleceğim” şeklinde yorumlarsa korku daha da büyüyebilir.
Kalp daha hızlı atar.
Nefes değişir.
Baş dönebilir.
Korku yükselir.
Ve kişi “Gördün mü, gerçekten kötü bir şey oluyor” diye düşünür.
Böylece bir kısır döngü oluşabilir.
BDT'nin önemli katkılarından biri, bu döngüyü fark ettirmektir.
İnteroseptif Maruz Bırakma Neden Bu Kadar İlginç?
Panik bozukluk tedavisinde beni özellikle ilginç bulan konu, “bedensel duyumlara maruz bırakma” olarak çevrilebilecek interoseptif maruz bırakma yaklaşımı.
Buradaki fikir kabaca şudur: İnsan bazen korktuğu bedensel duyumların kendisinden korkmaya başlar. Tedavide, uzman gözetiminde ve uygun yöntemlerle, bu duyumlarla güvenli biçimde karşılaşılması ve kişinin “Bu duyum geldiğinde mutlaka felaket olacak” beklentisini yeniden değerlendirmesi hedeflenebilir.
2018'de yayımlanan kapsamlı bir sistematik inceleme ve bileşen ağ meta-analizinde 72 çalışma ve 4.064 katılımcı incelendi. Araştırmada interoseptif maruz bırakmanın etkili BDT bileşenleri arasında öne çıktığı bildirildi. PubMed
Burada çok önemli bir ayrıntı var: Bu, kişinin kendi kendine “Bende panik var, o halde kendimi zorlayayım” demesi gerektiği anlamına gelmiyor. Özellikle göğüs ağrısı, bayılma, nefes darlığı gibi belirtilerin ilk kez veya farklı biçimde ortaya çıktığı durumlarda fiziksel nedenlerin değerlendirilmesi gerekiyor.
Panik belirtilerinin bazı ciddi fiziksel durumlarla benzerlik gösterebilmesi nedeniyle tanı sürecinde tıbbi değerlendirme önem taşıyor. NICE da panik atağı ile başvuran kişilerde akut fiziksel sorunların dışlanmasına yönelik gerekli değerlendirmelerin yapılmasını öneriyor. Nice
İlaç Tedavisi Nerede Devreye Giriyor?
Panik bozukluk tedavisinde psikoterapinin yanında ilaçlar da kullanılabiliyor. Özellikle SSRI ve SNRI grubu antidepresanlar tedavide kullanılan seçenekler arasında. NIMH, bu ilaçların etkilerinin ortaya çıkmasının birkaç hafta sürebileceğini ve başlangıçta bazı yan etkiler görülebileceğini belirtiyor. Zihinsel Sağlık Enstitüsü+1
Benzodiazepinler ise daha hızlı rahatlama sağlayabilse de tolerans ve bağımlılık gibi sorunlar nedeniyle uzun süreli kullanım açısından dikkat gerektiriyor. NICE'ın panik bozukluk kılavuzu benzodiazepinlerin uzun vadeli sonuçlarının daha olumsuz olması nedeniyle panik bozukluğun tedavisi için önerilmemesi gerektiğini belirtiyor. Nice
Burada “ilaç mı terapi mi?” tartışmasını biraz yapay buluyorum. Çünkü insanların tedaviye verdiği yanıt aynı değil.
Bir kişinin geçmiş tedavileri, başka hastalıkları, kullandığı ilaçlar, yaşam koşulları, tedaviye erişimi ve kişisel tercihleri farklı olabilir. Bu yüzden “Herkes kesinlikle ilaç kullanmalı” veya “İlaç kullanmak gereksiz” gibi iki uç yaklaşım bilimsel açıdan sağlıklı değil.